Canlı Kocaeli’de huzurlu çalışıyoruz. Çoğu zaman Şadi’yle ya da İrem’le konuşmuyoruz. Ofiste sessizlik hâkim ama küs değiliz; aksine oldukça canlıyız. ☺️
Ama bu herkes için geçerli değil. Bazı insanlara karşı mesafeliyim. Bunun adına ister küsme deyin, ister mesafe…
Herkes, “Neden böyle oldu?” diye sorduğunda, önce şapkasını önüne koyup düşünmeli. Bizim yapımızda hep iyi niyet vardır. Bu yüzden de çoğu zaman yanlış yaptığımızı düşünme zahmetine bile girmeyiz. ☺️
Şimdi bu konuyu genele yayalım ve insan ilişkilerinde küsme ile sınır koyma arasındaki farklara biraz daha yakından bakalım.
İnsan ilişkilerinde bazı davranışlar vardır ki, ne olduğunu anlamak için bazen psikoloji diploması almaya bile gerek yoktur.
Mesela biri size:
“Ben sana küsmedim, sadece mesafe koydum.” diyorsa…
Geçmiş olsun!
Çünkü bu cümleden sonra genellikle şu süreç başlar:
Mesajlara cevap verilmez.
Telefon açılmaz.
Sosyal medyada çevrim içi olunur ama size yazılmaz.
Ortak arkadaşların yanında normal davranılır.
Siz odaya girince ortamın sıcaklığı üç derece düşer.
Sonra da:
“Ben gayet normalim.” denir.
İşte burada insanın aklına şu soru gelir:
“Bu sınır koymak mı, yoksa bana duygusal ambargo mu uygulanıyor?”
Küsmek aslında çok ilginç bir iletişim biçimidir.
Karşı tarafa hiçbir şey söylemezsiniz ama onun her şeyi anlamasını beklersiniz.
Yani konuşmadan mesaj verirsiniz.
Mesela:
— Neyin var?
— Bir şeyim yok.
— Emin misin?
— Evet.
Ama yüz ifadeniz şunu söyler:
“Senin yedi sülalenin bile ne yaptığını biliyorum ama bakalım sen anlayabilecek misin?”
İşte burada iletişim kopar.
Çünkü küsen kişi, karşı tarafın zihnini okumasını bekler.
Küsenin kafasında ise şöyle bir sistem vardır:
“Ben anlatmayacağım. O anlayacak.”
Karşı taraf anlamayınca da:
“Zaten beni hiç anlamıyorsun!”
İşte modern ilişkilerin en büyük sıkıntılarından biri budur:
Anlatmıyoruz, anlaşılmayı bekliyoruz. Anlaşılmayınca da kızıyoruz.
Bu işin çocuk tarafıda var
Çocuklar da küser.
Bu çok normaldir.
Çocuk:
— Oyuncağımı vermedin, sana küstüm der ve beş dakika sonra aynı kişiyle bisküvi paylaşabilir.
Yetişkinlerde ise küsme biraz daha profesyonel yapılır.
Çocuk oyuncağını alır, yetişkin WhatsApp profil fotoğrafını değiştirir.
Çocuk odasına gider, yetişkin:
“Ben artık bazı insanlarla arama mesafe koyuyorum.” der.
Ama o mesafe bazen öyle bir mesafedir ki…
Kocaeli’den Çeşme’ye kadar yol yapılır! ☺️
Hatta bazen karşı taraf:
“Ben ne yaptım?”
diye düşünürken, küsen kişi içinden:
“Hâlâ anlamadı!”
diye daha da sinirlenir.
İşte burada ilişki artık duygusal bir bilmece yarışmasına dönüşür.
Sınır koymak aslında gayet sağlıklı bir şeydir.
Mesela:
“Bu davranışın beni kırdı. Şu an sakinleşmeye ihtiyacım var. Biraz zaman geçtikten sonra konuşalım.”
Bu sınırdır.
Ama: “Bir daha benimle konuşma!” deyip üç saat sonra karşı tarafın Instagram hikâyesine bakmak…
Bu sınır değildir.
Bu, duygusal güvenlik görevliliğidir.
Bir başka örnek:
“Şu anda konuşmak istemiyorum, biraz zamana ihtiyacım var.”
Bu sınırdır.
Ama telefonu kapatıp karşı tarafın aramasını beklemek, aramayınca da:
“Demek ki umurunda değilim!”
demek…
İşte bu artık sınır değil, duygusal tuzak kurmaktır.
Asıl mesele burada gizli.
Küsme davranışında sessizlik genellikle şunu söyler:
“Sen gel, beni bul, ne yaptığını da kendin keşfet.”
Sınır koymak ise şunu söyler:
“Şu an kendimi korumak için biraz geri çekiliyorum ama bu ilişkiyi tamamen bitirmiyorum.”
Aradaki fark çok büyük.
Birinde kapı kapanır, anahtar da içeride bırakılır.
Diğerinde kapı kapanır ama zil çalışır.
Küsen kişi çoğu zaman karşı tarafın peşinden gelmesini bekler.
Hatta karşı taraf gelirse:
“Şimdi mi geldin?”
der.
Gelmezse:
“Zaten hiç umurunda değilmişim.”
der.
Yani hangi yolu seçerseniz seçin, bazı ilişkilerde yanlış cevap verme ihtimaliniz oldukça yüksektir.
İlişkilerde en tehlikeli cümlelerden biri de şudur:
“Ben söylemeden anlamalıydı.”
Sevgili dostlar…
Karşınızdaki insan sevgiliniz, eşiniz veya arkadaşınız olabilir.
Ama maalesef henüz zihin okuma özelliği yüklenmiş bir yapay zekâ olmayabilir.
Siz: “Bir şey yok.” deyip aslında 17 farklı şey anlatmasını bekliyorsanız, karşı tarafın bunu anlamaması normaldir.
Çünkü bazı insanlar gerçekten “Bir şey yok.” cümlesine inanır.
Hatta bazıları: “İyi o zaman.” der ve hayatına devam eder.
İşte o anda küsen kişinin iç sesi devreye girer:
“İyi o zaman mı? Ben burada iç dünyamda Birleşmiş Milletler toplantısı yapıyorum!”
Çocukken kırıldığımızda ne yapardık?
Konuşmazdık.
Yüzümüzü asardık.
Oyuncağımızı alır, köşeye çekilirdik.
Sonra annemiz veya babamız gelip:
“Ne oldu benim çocuğuma?” derdi.
Ve biz de beklediğimiz ilgiyi alırdık.
Bazılarımız büyüdü ama sistem değişmedi.
Sadece oyuncakların yerini telefonlar aldı.
Eskiden köşeye çekiliyorduk, şimdi WhatsApp’ta çevrim içi olup cevap vermiyoruz.
Eskiden annemiz: “Ne oldu?” diye soruyordu.
Şimdi başkaları soruyor. Biz de: “Bir şey yok.” diyoruz.
Ama içimizden de: “Hadi bakalım, kaç soru soracak?” diye bekliyoruz.
Bence küsme ile sınır koyma arasındaki en önemli fark burada.
Kendinize şu soruyu sorun:
“Ben bu mesafeyi kendimi korumak için mi koyuyorum, yoksa karşı taraf acı çeksin diye mi?”
Eğer amaç kendinizi toparlamaksa, bu sınırdır.
Ama amaç: “Biraz sürünsün, beni merak etsin, kıymetimi anlasın.” ise…
Tebrikler!
İlişkiniz artık küçük çaplı bir duygusal savaş hâline gelmiştir.
Ve bu savaşta en tehlikeli silah genellikle “görüldü” işaretidir. ☺️
Kırılmak insanidir.
Küsmek de bazen hepimizin yaptığı bir davranıştır.
Ancak yetişkin ilişkilerde bir noktadan sonra şu cümleyi kurabilmek gerekir:
“Bu davranışın beni kırdı.”
Bu cümle, saatlerce süren sessizlikten daha kısa sürer.
Üstelik karşı tarafın falcı gibi davranmasına da gerek bırakmaz.
Çünkü insan ilişkilerinde en büyük sorunlardan biri, konuşmamız gereken yerde susmamız; sustuğumuz yerde de karşı tarafın bizi anlamasını beklememizdir.
Kısacası:
Küsmek: “Ben konuşmayacağım, sen anlayacaksın.”
Sınır koymak: “Bu beni incitti. Kendimi korumak için biraz geri çekiliyorum ama konuşabiliriz.”
Aradaki fark bazen sadece birkaç cümledir.
Ama o birkaç cümle, bir ilişkiyi kurtarabilir.
Çünkü bazen mesele gerçekten küsüp küsmediğimiz değildir.
Mesele şudur:
“Ben susarak kendimi mi koruyorum, yoksa karşımdakini cezalandırarak kendimi mi haklı çıkarmaya çalışıyorum?”
İşte insanın kendi kendine sorması gereken asıl soru budur.
Ve tabii…
Bu soruyu sorduktan sonra:
“Yok canım, ben küsmedim. Sadece 2028 yılına kadar konuşmama kararı aldım.” dememek gerekir. ☺️
Kalın sağlıcakla… Tabii ki Canlı Kocaeli’de!
Yorumlar
Turan Turan - Syn bşk. İşte bu. Toplumdaki hastalık bu. Hiçbir zaman doğruyu doğru olarak söylemiyoruz. Bu bir toplumsal hastalık. İnşallah aziz Türk milleti bu sorunu halleder. Yoksa yolun sonu başka biter
Engin - Güzel yazı olmuş ellerine emeğine yüreğine sağlık