Yazıma başlamadan önce küçük bir itirafta bulunayım...
Bizim www.canlikocaeli.com ofisinde haber kadar konuşulan bir konu varsa o da Şadi'nin tarım analizleridir. Şadi masaya oturur, derin bir nefes alır ve başlar:
"Bu sene Kandıra'da ekili alanlar azaldı... Ürün az... Taban fiyatı düşük..."
Henüz cümlenin yarısına gelmeden İrem'le göz göze geliriz.
"Sabır Şadicim... Az sabır..."
Şadi anlatır, biz motive ederiz. Ertesi gün yine aynı senaryo...
Bazen düşünüyorum da, Şadi aslında bize tarımdan çok sabrı öğretiyor. Çünkü hayat da biraz böyle değil mi? Bir yanda "Ürün az", diğer yanda "Fiyat düşük", öbür tarafta "Masraflar çok..." Ama yine de insanın içinde minicik bir ses, "Sabret, güzel günler gelecek." diyor.
Bugünlerde en çok kaybettiğimiz şeylerden biri sabır oldu. Eskiden büyüklerimiz "Sabreden derviş muradına ermiş." derdi.
Şimdi ise "Kargo nerede?", "İnternet neden yavaş?", "Yemek neden on dakikada gelmedi?" diye söyleniyoruz. Üç saniye açılmayan internet sayfasına bile ömür biçiyoruz.
Eskiden çocuklara sabır öğretilirdi. "Her istediğin hemen olmaz." denirdi.
Şimdi çocuk sabırsız, anne sabırsız, baba sabırsız... Trafikte bekleyen korna çalıyor, kasada bekleyen telefonuna sarılıyor, kırmızı ışıkta duran yeşil yanmadan gaza basıyor. Sanki hepimiz görünmez bir yarışın içindeyiz.
Oysa hayatın en güzel ödülleri acele edenlere değil, beklemeyi bilenlere geliyor.
Bir ağacın meyve vermesi zaman ister.
Bir bebeğin büyümesi zaman ister.
Başarı zaman ister.
Dostluk zaman ister.
Hatta güzel demlenmiş bir çayın bile sabra ihtiyacı vardır.
Şadi'nin anlattığı tarlalar da böyledir. Bugün ekersiniz, yarın hasat bekleyemezsiniz. Toprak bile insana sabrı öğretirken, biz bazen beş dakikalık gecikmeye tahammül edemiyoruz.
Hayat zaman zaman hepimizi yoruyor. Ekonomik sıkıntılar, iş stresi, sağlık sorunları, gelecek kaygısı...
Bazen "Daha ne kadar?" diye içimizden geçiriyoruz. İşte tam da o anlarda sabır en büyük sermayemiz oluyor.
Çünkü sabır, boş boş beklemek değildir. Sabır; umudunu kaybetmeden yürümeye devam etmektir. Düştüğünde yeniden kalkabilmektir. Yarının bugünden daha güzel olacağına inanabilmektir.
Ben inanıyorum ki zor günler geçer. Tıpkı kışın ardından baharın gelmesi gibi... Hiçbir gece sonsuza kadar sürmez. Yeter ki biz umudumuzu da sabrımızı da kaybetmeyelim.
Biz Canlı Kocaeli'de Şadi'ye her gün "Sabır Şadicim..." demeye devam edeceğiz. Kim bilir, belki bir gün Şadi ofise gelip:
"Bu sene ürün bol, fiyatlar da yüz güldürüyor." der.
İşte o gün İrem'le birlikte bu kez biz diyeceğiz ki:
"Bak Şadicim... Demek ki sabrın sonu gerçekten selametmiş."
Hayat da tam olarak böyle değil mi?
Biraz beklemek...
Biraz inanmak...
Biraz umut etmek...
Ve en önemlisi sabretmek...
Çünkü her yolun bir hikâyesi vardır.
O hikâyenin başlığı sabır olursa, finali çoğu zaman umutla yazılır.
Hepinizin yolu açık, umudu bol, sabrı daim olsun.
Unutmayın; aceleyle pişen aş ya dibi tutar ya da insanın ağzını yakar. Ama sabırla demlenen hayat, en güzel hikâyeleri yazdırır.
Kalın sağlıcakla…
Tabi ki www.canlikocaeli.com da
Yorumlar
Adnan Deniz - Cemal kardeşim sabır konusunu o kadar güzel anlattın ki okurken bile sabırlı tane tane okumaya çalıştım hiç acele etmedim okuduğumu anladım teşekkürler kalemine sağlık. Şadi bey kardeşime selamlarımı sunuyorum kandıra‘da sadece tarım değil Kandıralılar bile azalmış hep İstanbullu olmuş tarım alanını ekecek Kandıralı kalmamış. Kızacağım yürü kandır sen de yürü diyecek Kandıralı bile yok olsun yine de sabredelim???