Şadi Baba ile çıktığımız bu yolda, iyilik, biraz hayat, biraz da “Ben neden böyleyim?” meselesini konuşalım…
Merhaba sevgili Canlı Kocaeli okuyucuları…
Canlı Kocaeli olarak Şadi Baba ile birlikte yayın hayatımıza başladık. Sağ olsunlar, çok güzel ve olumlu tepkiler aldık. Arayanlar, mesaj atanlar, başarı dileyenler…Bu arada ekibimize yeni katılan İrem'e de hoş geldin diyoruz.
İnsan ister istemez düşünüyor:
“Demek ki yıllardır iyi niyetle çalışmanın bir karşılığı varmış!”
Gerçi gazetecilikte iyi niyet bazen biraz tehlikelidir. Çünkü siz herkese iyi davranırsınız, herkes de size gelip derdini anlatır. Bir bakmışsınız, sabah kahvenizi içmeden üç kişinin kavgasını çözmüş, iki kişinin gönlünü almış, bir belediye başkanının açıklamasını yazmış, bir de üstüne “Abi bunu da haber yapar mısın?” mesajı almışsınız.
İşte tam bu noktada insan kendine soruyor:
“İyi olmak mümkün müdür?”
Bugün biraz iyiliği konuşalım.
İncitmeden yürümek mümkün müdür?
Toprağa basarken bile dikkat ediyoruz. Ama bazı insanlar hayatın üzerinden kepçeyle geçer gibi geçiyor. Ne varsa önünde sürüklüyor. Sonra dönüp:
“Ben kimseyi kırmadım ki!” diyor.
Kardeşim, sen kimseyi kırmadın ama mahallede sağlam insan bırakmadın!
Hızla akan nehirler vardır. Coşkuyla akarlar, önlerine geleni de sürükler götürürler. İnsanlar da bazen böyle. Hızlı yaşarlar, hızlı karar verirler, hızlı konuşurlar, hızlı sinirlenirler…
Sonra bir bakarsınız, hayatlarında geriye sadece bir soru kalmış:
“Ben bu kadar hızlı nereye gidiyordum?”
Yolda hızla giden arabalara bakarsınız. Hepsi bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Biri işe, biri eve, biri hastaneye, biri randevuya…
Bazıları da hiçbir yere yetişmiyor aslında.
Sadece evden kaçıyor!
Çünkü bazen insanın hayatındaki en büyük trafik, D-100'de değil, kendi kafasının içindedir.
Kavga edersiniz…
Küser, sinirlenir, kapıyı çarpar çıkarsınız.
Kapıyı çarpıp çıkmak da ilginç bir davranıştır. İnsan neden kapıyı çarpar?
Normal kapatınca ne oluyor?
Kapı yine kapanıyor!
Ama yok… İnsan illa ki bir mesaj verecek:
“Ben gidiyorum!”
İyi de kardeşim, zaten montunu giyip anahtarı aldıysan herkes anlamış durumda. Bir de kapıya tekme atmana gerek yok!
Kavgaların görünen kısmı budur. Ama görünmeyen kısmında çok şey vardır.
Bazen anlaşılmamaktır…
Bazen anlatamamaktır…
Bazen “Ben ne demek istiyorum, karşımdaki ne anlıyor?” meselesidir.
Bazen de insanın kendi duygusunu kendisinin bile anlamamasıdır.
Mesela “Ben iyiyim” dersiniz.
Ama iyi değilsinizdir.
“Yok bir şey” dersiniz.
Aslında çok şey vardır.
“Sen bilirsin” dersiniz.
Aslında karşı tarafın kesinlikle bilmesini istemediğiniz bir şey vardır!
İnsan bazen gerçekten çok karmaşık bir varlık.
Telefonun kullanım kılavuzu var, televizyonun kumandasının kullanım kılavuzu var, çamaşır makinesinin kullanım kılavuzu var…
Ama insanın yok!
Olsaydı ilk sayfada şöyle yazardı:
“Bu cihaz zaman zaman susar. Susması iyi olduğu anlamına gelmez.”
Peki insan nasıl iyileşir?
Eliniz kesilir, yara bandı yapıştırırsınız.
Bacağınız kırılır, alçıya alırsınız.
Açık yaranız varsa sargı bezi vardır.
Peki kalbiniz kırılırsa?
Ruhunuz yorulursa?
İçiniz acırsa?
Bunun eczanede karşılığı yok.
Gidip eczacıya:
“Abi bana bir kutu mutluluk, iki tane huzur, mümkünse yanına da biraz unutkanlık verir misin?” diyemiyorsunuz.
Gerçi desek, bazı eczacılar “O ilaç reçeteli” diyebilir!
İnsan bazen çocukluğunda yaşadığı küskünlükleri taşır.
Bazen yarım kalan aşkları…
Bazen söylenemeyen sözleri…
Bazen de yıllar önce yaşanan bir olayı…
Aradan yirmi yıl geçer, insan gece yatağa girer ve birden aklına gelir:
“Ben o gün niye öyle cevap verdim?”
İşte o anda uyku gider.
Karşı taraf çoktan evlenmiş, çocuk sahibi olmuş, torun görmüş…
Siz hâlâ:
“Keşke o gün başka bir şey söyleseydim.”
diye düşünüyorsunuz.
Hayat gerçekten garip.
Bazı yaralar vardır, üzerini kapatırsınız ama iyileşmez.
Çünkü yaranın içinde hâlâ kırılmış sözler, söylenmemiş cümleler ve “Keşke”ler vardır.
Bazen insanın yapması gereken tek şey konuşmaktır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Konuşmuyoruz.
Küsüyoruz.
Sonra sosyal medyaya imalı bir söz yazıyoruz:
“Bazı insanlar kendini bilir…”
Kim olduğunu kimse bilmiyor.
Ama herkes üzerine alınıyor!
Sonra biri beğeniyor.
Bir başkası “Çok doğru” yazıyor.
Siz de iyice gaza geliyorsunuz:
“Demek ki yalnız değilmişim!”
Oysa mesele şu:
Bazen iyileşmek için haklı olmaktan vazgeçmek gerekir.
Bazen özür dilemek gerekir.
Bazen affetmek…
Bazen de insanın aynanın karşısına geçip:
“Yahu Cemal, sen de her zaman haklı değilsin!” demesi gerekir.
Gerçi bunu aynaya söylemek kolaydır.
Zor olan, başkasına söylemektir!
Peki bunca kötülük, kırgınlık ve hayal kırıklığının içinde iyi olmak mümkün müdür?
Bence mümkündür.
Hem de çok mümkündür.
Ama iyi olmak, herkese kendini ezdirmek değildir.
İyi olmak, her söylenene susmak değildir.
İyi olmak, herkes seni kırarken gülümsemek hiç değildir.
İyi olmak; kırıldığın halde kırmamaya çalışmaktır.
Kötülük gördüğün halde kötülüğü çoğaltmamaktır.
Birinin canını yakabilecek gücün varken, bunu yapmamaktır.
Çünkü insanın gerçek gücü, elindeki imkânla değil, elindeki imkânı nasıl kullandığıyla ölçülür.
Biz de Canlı Kocaeli olarak Şadi Baba ile bu yola çıkarken iyi niyetimizi, yılların gazetecilik tecrübesini ve insanlara faydalı olma isteğimizi yanımıza aldık.
Yolumuz uzun…
Bazen yorulacağız.
Bazen kızacağız.
Bazen “Bu haber neden hâlâ gelmedi?” diye kendi kendimize konuşacağız.
Bazen de sabahın erken saatinde bir haber peşinde koşarken kendi kendimize:
“Biz bu mesleği neden seçtik?” diyeceğiz.
Sonra güzel bir haber yapacağız.
Bir vatandaşın sesini duyuracağız.
Birinin derdine çare olunmasına vesile olacağız.
İşte o zaman bütün yorgunluk geçecek.
Çünkü iyilik biraz da budur.
İnsan bazen büyük işler yapamaz.
Ama birinin gününü güzelleştirebilir.
Birine umut olabilir.
Bir gönül alabilir.
Bir kapıyı sertçe çarpmak yerine yavaşça kapatabilir.
Hatta mümkünse hiç çarpmadan çıkabilir!
İşte sevgili dostlar…
İyi olmak mümkündür.
Hem de bu dünyada hâlâ iyiliğe, dostluğa, güzel sözlere ve güzel insanlara ihtiyaç varken…
Biz de Canlı Kocaeli olarak bu yolda, iyi niyetimizi kaybetmeden yürümeye devam edeceğiz.
Şadi Baba ile çıktığımız bu güzel yolculukta bizlere destek olan, arayan, mesaj atan, güzel dileklerini paylaşan herkese teşekkür ediyoruz.
İyi ki varsınız.
Ve unutmayın:
Hayat kısa…
Küserek geçirmeyin.
Kırarak hiç geçirmeyin.
Çünkü insanın kapıyı çarpıp çıkması kolaydır…
Zor olan, geri dönüp kapıyı çalmaktır.
Sevgiyle kalın, iyilikle kalın…
Canlı Kocaeli'de buluşmak üzere…
Yorum yazarak Canlı Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.
Şimdi oturum açın, her yorumda isim ve e.posta yazma zahmetinden kurtulun. Oturum açmak için bir hesabınız yoksa, oluşturmak için buraya tıklayın.
Yorum yazarak Canlı Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.
(2)Davuter - Yüreğine sağlık koca Çınar.yolunuz açık olsun
Ali Kaplan - Eline sağlık
Yazılan yorumlardan Canlı Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Sitemizin Topluluk Kurallarına uymayan yorumlar yayınlanmaz. Yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.