Ustanın Kıymeti

Şadi babayla sohbete başladığımızda bu gazetecilik hevesıne nerden kapıldığını anlattı benim ustam Murat yoldaş dedi hoşuma gitti ustam kelimesi önemli gelin usta çırak muhabbetinin sohbetini yapalım.
Bazı meseleler vardır.
Bugün konuşmazsınız, yarın gelir kapıyı çalar.
Hatta öyle bir çalar ki…
“Tak tak” değil.
“Usta! Müsait misin?” diye girer içeri.
Çıraklık meselesi de tam olarak böyle bir mesele.
Bugün sanayi sitesine gidiyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz, herkes usta arıyor.
Ama usta yok.
Çırak deseniz, o hiç yok.
Usta var ama çırak yok.
Çırak var mı?
Yok.


Peki çırak neden yok?


Çünkü çocuğa “Sanayide çalışacağım” dediğinde bazı anne babalar öyle bir bakıyor ki insan, sanki çocuk “Baba ben korsan gemisine katılıyorum” demiş gibi hissediyor.
“Benim oğlum sanayiye gitmez!”
Nereye gitsin?
Sanayiye gitmesin.
Üniversiteye gitsin.
Tabii.
Ama üniversiteden mezun olunca?
“Abi iş var mı?”
“Yok.”
“Peki sanayide?”
“Orada da çırak yok.”
E tamam.
Hep beraber oturup birbirimize bakalım.
Geçtiğimiz günlerde Alaattin ustanın sözlerini dinledim.
Adamın derdi aslında çok basit:


“Çırak yok.”


Ama bu iki kelimenin içinde koca bir Türkiye meselesi var.
Çünkü bugün 60-70 yaşındaki usta hâlâ tezgâhın başındaysa, bir yerde alarm çalıyor demektir.
Usta artık emekli olmak istiyor.
Ama emekli olamıyor.
Çünkü arkasında işi devredecek kimse yok.
Adamın yaşı 68.
Dizler ağrıyor.
Bel ağrıyor.
Gözler eskisi kadar görmüyor.
Ama hâlâ çalışıyor.
Neden?
Çünkü dükkânı kapatsa, müşterinin arabasını kime teslim edecek?
Müşteri de çaresiz:
“Usta sen ne zaman bırakacaksın?”
Usta:
“Çırak bulursam yarın.”
Müşteri:


“Çırak bulamazsan?”


Usta:
“Ölünce.”
Şimdi gelelim meselenin en hassas yerine.
Anne babaların çocuklarını korumak istemesini kimse eleştiremez.
Hepimiz çocuğumuzun iyi şartlarda yaşamasını isteriz.
Ama bazen korumakla hayatı öğretmemek arasındaki çizgiyi kaçırıyoruz.
Çocuk sanayiye gidecek:
“Yok, oğlum ezilmesin.”
Çocuğun eli yağ olacak:
“Yok, üstü kirlenmesin.”
Usta biraz sert konuşacak:
“Yok, psikolojisi bozulmasın.”
Sabah erken kalkacak:
“Yok, uykusu bölünmesin.”
Sonra çocuk 25 yaşına geliyor.
Kendi arabasının yağını değiştirecek.
Kaputu açıyor.
Motor karşısında kendisine bakıyor.
Motor da ona bakıyor.
İkisi de birbirinden bir şey bekliyor.
Çocuk sonunda Google'a:
“Araba neden çalışmıyor?”
diye yazıyor.
Çocuklarımızı koruyalım.
Ama onları hayattan da korumaya çalışmayalım.
Çünkü hayatın kendisi zaten biraz sanayi sitesi gibidir.
Her yerden ses gelir.
Bazen bir şey bozulur.
Bazen elin kirlenir.
Bazen yanlış anahtarı alırsın.
Bazen usta kızar.
Bazen müşteri kızar.
Ama sonunda öğrenirsin.
Çıraklık deyince nedense bazı insanların aklına sadece dükkân süpüren çocuk geliyor.
Hayır kardeşim.
O çocuk bugün dükkânı süpürüyor olabilir.
Yarın tezgâhın başına geçecek.
Bugün “Şu anahtarı getir” deniyor.
Yarın o anahtarla motor açacak.
Bugün ustasının yanında sessizce izliyor.
Yarın kendisine:
“Usta, şu arabaya bir bakar mısın?”
diyecekler.
Ve o gün…
Dün kendisine “Çırak” diyenler, bugün “Usta” diyecek.
Hayatın en güzel terfilerinden biridir bu.
Üstelik kartvizit bastırmadan gelir.
Usta-çırak ilişkisi sadece iş öğrenmek değildir.
Bir kültürdür.
Bir gelenektir.
Ahilikten bugüne gelen bir sistemdir.
Usta çırağa sadece “Bu vida buraya takılır” demez.
“İşini düzgün yap.”
“İnsanları kandırma.”
“Emeğin karşılığını al ama hakkını yeme.”
“Verdiğin sözü tut.”
“Sabırlı ol.”
“İşini temiz yap.”
der.


Yani bazı şeyler okulda ders olarak okutulmaz.
Mesela “Müşteriyle kavga etmeden nasıl konuşulur?” diye bir seçmeli dersimiz yok.
“Usta sinirlendiğinde nasıl hayatta kalınır?” diye de yok.
Bunları yaşayarak öğreniyorsun.
Bir de işin başka tarafı var.
Bir genç okulda başarılı olamıyorsa…
Meslek öğrenemiyorsa…
Çalışmıyorsa…
O boşluk boş kalmıyor.
Hayat boşluk kabul etmiyor.
Birileri dolduruyor.
Kötü arkadaş çevresi dolduruyor.
Kumar dolduruyor.
Uyuşturucu dolduruyor.
Çete kültürü dolduruyor.
Sosyal medya zaten boş bulduğu yeri üç dakikada dolduruyor.
Sabah çocuk uyanıyor.
“Bugün ne yapacağım?”
diyor.


Telefon:
“Ben sana bir şeyler buldum.”
Ve çocuk akşama kadar ekrana bakıyor.
Sonra anne:
“Oğlum bugün ne öğrendin?”
Çocuk:
“Bir abi var, 17 milyon takipçisi var.”
Anne:


“Mesleği ne?”


Çocuk:
“Bilmiyorum ama çok güzel araba kullanıyor.”
İşte mesele tam burada.
Bir genci meslek sahibi yapmak, sadece para kazandırmak değildir.
Onu hayata bağlamaktır.
Bu mesele sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nın meselesi değil.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın da.
Yerel yönetimlerin de.
Esnaf kuruluşlarının da.
Ailenin de.
Sanayicinin de.
Hatta biraz da bizim.
Hep beraber oturup şunu düşünmemiz gerekiyor:
“Bu ülkenin işini yarın kim yapacak?”
Çünkü bugün arabamız bozulduğunda:
“Usta lazım.”
diyoruz.
Makine bozulduğunda:
“Usta lazım.”
Elektrik arızasında:
“Usta lazım.”
Su tesisatı patladığında:
“Usta lazım.”
Kombi bozulduğunda:
“Usta lazım.”
Asansör bozulduğunda:
“Usta lazım.”
Ama çocuğa:
“Usta ol.”
dediğimizde:
“Yok, sen üniversite oku.”
diyoruz.
Herkes üniversite okursa…
Kimin çamaşır makinesini tamir edeceğini henüz çözemedik.
“Her şeyi robotlar yapacak” diyenler de var.
Olabilir.
Robot gelsin.
Başımızın üstünde yeri var.
Ama robotun da bakımını birinin yapması lazım.
Robot bozulunca robotu kim tamir edecek?
Diğer robot mu?
Sonra o robot da bozulursa?
Üçüncü robot mu?
Derken sanayi sitesinde insan kalmayacak, robotlar birbirinden çırak arayacak.
“Usta, beni yetiştirir misin?”
diyecek.
Çocuklarımızı koruyalım.
Elbette.
Ama çalışmaktan, üretmekten, meslek öğrenmekten korumayalım.
Çocuğun elinin kirlenmesi dünyanın sonu değil.
Asıl korkmamız gereken, çocuğun eline hiçbir iş yakışmaması.
Bir meslek öğrenmesi ayıp değil.
Tam tersine büyük bir güç.
İyi bir motor ustası…
İyi bir kaynakçı…
İyi bir elektrikçi…
İyi bir tornacı…
İyi bir tesisatçı…
İyi bir marangoz…
Bunların hepsi toplumun ihtiyaç duyduğu insanlardır.
Hatta bazıları o kadar kıymetlidir ki telefonunu kaydettiğinizde başına direkt “USTA” yazarsınız.
İsmini bile yazmazsınız.
“Usta”
Bitti.
Çünkü bilirsiniz ki o telefon numarası, zor zamanda 112 kadar değerlidir.


SONUÇ MU?


Sonuç şu:
Bir ülkenin geleceği sadece üniversite sıralarında kurulmaz.
Sanayi sitesinde de kurulur.
Atölyede de.
Tarlada da.
Tezgâhın başında da.
Ve ustasının yanında sessizce bekleyen o çocukta da.
Bugün elinde yağlı bez olabilir.
Üstü başı kirlenebilir.
Arkadaşları onunla dalga geçebilir.
Ama yarın…
Birileri onun telefonunu arayıp:
“Usta, müsait misin?”
diyecek.
İşte o gün mesele anlaşılacak.
Çıraklık küçümsenecek bir iş değildir.
Meslek sahibi olmak ikinci sınıf bir hayat değildir.
Emeğin utanılacak tarafı yoktur.
Çünkü denklem çok basit:
Çırak olmazsa usta olmaz.
Usta olmazsa meslek olmaz.
Meslek olmazsa üretim olmaz.
Üretim olmazsa…
Hepimiz internetten “Nasıl yapılır?” videosu izleriz.
Ama videodaki adamın da bir usta olması gerektiğini unuturuz.
O yüzden…
Önce insan.
Önce meslek.
Önce çırak.
Çırak olsun ki usta olsun.
Usta olsun ki Türkiye'nin eli iş tutsun.
Hem de mümkünse…
“Usta, buna bir bakar mısın?” dediğimizde üç ay sonrasına randevu vermesin! Haydi ustalarımbkalın sağlıcakla tabiki canlı Kocaelide....

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemal Kaplan -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

03

Davuter - Diline,yüreğine ve kalemine sağlık Sevgili Cemal başkanım.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Ağustos 15:17
02

Tamirci Parçası - Ağzına yüreğine sağlık sayın kardeşim çok çok güzel bir paylaşım olmuş Eline Sağlık İnşallah bu yazıdan etkilenen olur-Bir not Ama ben 68 yaşında değilim kocattın beni be arkadaş

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Ağustos 14:56


Anket Kocaeli'nin en büyük sorunu nedir?