Ya Olduğun Gibi Görün, Ya da Psikolog Zümrüt’e Görün!
Bu sabah Canlı Kocaeli’de Şadi Baba ile derin bir muhabbete girdik. Konumuz psikolog ve psikoloji…
Ben sordum:
— Şadi Baba, sen hiç psikoloğa gittin mi?
Şadi Baba hiç düşünmeden:
— Abi, ben hiç gitmedim!
İnanmadım tabii.
— Hadi canım, gerçekten hiç gitmedin mi?
— Vallahi gitmedim abi!
Şimdi adam psikoloğa gitmedi diye asacak halimiz yok. Ama merak ettim, neden gitmediğini sordum.
Şadi Baba’nın cevabı beni hem güldürdü hem de düşündürdü:
— Abi, bizim psikoloğumuz annemizle babamızdı.
— Ne alaka Şadi Baba?
— **Abi, yaramazlık yapınca bizi bir güzel ayara çekerlerdi. Neşeli olduğumuzda da severlerdi. Bizim psikoloğumuz annemiz, babamızdı. Nur içinde yatsınlar… Bize hayatı sevmeyi öğrettiler abi.
Helal olsun Şadi Baba!
Bu kısa ama anlamlı sözün üzerine ben de biraz duygulandım.
Sonra kendi kendime, “Bundan güzel köşe yazısı çıkar” dedim.
Bizim de biraz Zümrütlük olmamız lazım!
Gelelim asıl meseleye…
Mevlânâ’nın yüzyıllardır dilden dile dolaşan meşhur bir sözü vardır:
“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.”
Çok güzel söz.
Ama Mevlânâ bunu söylediğinde Instagram yoktu.
Filtre yoktu.
Story yoktu.
Reels yoktu.
İnsanlar sabah uyanır uyanmaz telefonun kamerasını açıp:
“Bugün de enerjimiz yüksek.”
diye poz vermiyordu.
Çünkü o zamanlar insanın enerjisi yüksek değilse gerçekten yüksek değildi!
Şimdi öyle mi?
Adam sabah evden çıkarken hanımıyla kavga etmiş, kredi kartının limiti dolmuş, arabası arıza yapmış, patronu da mesaj atmış:
“Acil görüşelim.”
Adam bütün bunların üzerine sosyal medyaya fotoğraf koyuyor:
“Hayat güzel, şükürler olsun.”
Kardeşim, senin hayat güzel değil!
Senin hayat şu anda servis bekleyen belediye otobüsü gibi.
Ama fotoğrafta maşallah her şey güllük gülistanlık…
İşte tam burada Mevlânâ’nın sözüne küçük bir güncelleme yapmak gerekiyor:
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol… Olmuyorsa da bir psikoloğa görün!”
BİR DE ŞU “İYİYİM” MESELESİ VAR
Bir de şu meşhur kelimemiz var:
“İyiyim.”
— Nasılsın?
— İyiyim.
— Gerçekten iyi misin?
— İyiyim dedik ya!
E iyi değilsin işte!
Ama toplum olarak “iyiyim” demeyi adeta bir savunma mekanizmasına çevirmişiz.
Adamın yüzünden hayatından bezmiş olduğu belli.
Soruyorsun:
— Nasılsın?
— İyiyim.
Gözlerinin altı morarmış…
Saçlar dağılmış…
Omuzlar çökmüş…
İçeride üç ayrı kriz yaşanıyor.
Ama cevap:
“İyiyim.”
Neyi iyi?
Sen iyi değilsin!
Senin bünyen güncelleme bekliyor.
ARTIK İKİ HAYATIMIZ VAR
Eskiden insanın bir hayatı vardı.
Şimdi iki hayatı var.
Birincisi gerçekten yaşadığı hayat.
İkincisi ise insanlara gösterdiği hayat.
Gerçek hayatta:
“Bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim?”
Sosyal medyada:
“Hayatın tadını çıkar.”
Gerçek hayatta:
“Doktora gitmem lazım ama para yok.”
Instagram’da:
“Kendine yatırım yap.”
Gerçek hayatta:
“Evde yiyecek bir şey kaldı mı?”
Story’de:
“Kahvemi aldım, güne hazırım.”
İşte insanın psikolojisi burada bozuluyor.
Çünkü herkes başkasının vitriniyle kendi deposunu karşılaştırıyor.
Adamın senede bir kere gittiği tatili her gün görüyorsun.
Sonra kendi hayatına bakıp:
“Ben neden böyle yaşayamıyorum?”
Çünkü kardeşim, adamın hayatının 45 saniyelik fragmanını izliyorsun.
Filmin tamamını görsen belki sen daha şanslısın!
FİLTRE SADECE YÜZE YAPILMIYOR
Eskiden filtre sadece fotoğrafa yapılırdı.
Şimdi karakterlere de filtre yapılıyor.
Fotoğraf filtresi:
“Burnumu biraz küçült.”
Karakter filtresi:
“Beni olduğumdan daha iyi göster.”
Adam gerçekte insanları çekiştiriyor.
Sosyal medyada:
“Sevgi çoğaldıkça dünya güzelleşir.”
Gerçek hayatta yanındaki arkadaşını bile çekiştiriyor.
Bir başkasının başarısını kıskanıyor ama sosyal medyada altına:
“Canım benim, daha nice başarılara.”
yazıyor.
Kalp koyuyor.
Kalp var ama içinden çıkan ses:
“İnşallah bir daha kazanamaz.”
Bu nasıl bir psikolojidir?
Kalp emojisiyle kin tutuyoruz!
PSİKOLOĞA GİTMEK AYIP DEĞİL
Toplumumuzda psikoloğa gitmek hâlâ biraz garip karşılanıyor.
“Sen psikoloğa mı gidiyorsun?”
Evet!
Ne var bunda?
Dişin ağrıyınca dişçiye gidiyorsun.
Belin ağrıyınca doktora gidiyorsun.
Gözün görmeyince göz doktoruna gidiyorsun.
Ama kafanın içinde 24 saat aynı düşünce dönüp duruyorsa:
“Ben bunu kendi kendime çözerim.”
Neyi çözeceksin?
Kafanın içinde zaten 24 saat toplantı var.
Üstelik toplantının başkanı da sensin, muhalefeti de sensin, muhalefete cevap veren de sensin!
Gece yatağa yatıyorsun.
Beyin başlıyor:
“2014 yılında söylediğin o söz var ya…”
Kardeşim, uyuyacağız!
“Yok, onu bir daha değerlendirelim.”
Saat 03.17…
Sen hâlâ 12 yıl önceki konuşmanın cevabını hazırlıyorsun.
İşte bazen insanın gerçekten dışarıdan bir desteğe ihtiyacı oluyor.
“BEN KİMSEYİ TAKMIYORUM” DİYENLER
Bir de çok sevdiğim bir cümle var:
“Ben kimseyi takmıyorum.”
Bunu söyleyen insan genellikle herkesin ne yaptığını takip ediyor.
Kim ne paylaşmış?
Kim kimin fotoğrafını beğenmiş?
Kim kime yorum yapmış?
Kim neden “Günaydın” mesajına cevap vermemiş?
Kim neden düğüne çağırmamış?
Kim neden doğum gününü kutlamamış?
Kim neden story’sine bakıp mesaj atmamış?
Ama:
“Ben kimseyi takmıyorum.” ?
Hadi oradan!
Sen kimseyi takmıyorsan bu istihbarat raporları nereden geliyor?
KENDİMİZLE OLAN İLİŞKİMİZ
İnsanın hayatındaki en uzun ilişki kendisiyle olan ilişkisidir.
Eşinden ayrılabilirsin.
Arkadaşından kopabilirsin.
İş değiştirebilirsin.
Şehir değiştirebilirsin.
Ama kendinden kaçamıyorsun.
Nereye gidersen git, sen de oradasın!
O yüzden insanın önce kendisiyle barışması gerekiyor.
Kendimize:
“Bugün iyi değilim.”
deme hakkı tanıyalım.
“Yoruldum” diyelim.
“Kırıldım” diyelim.
“Bilmiyorum” diyelim.
Gerekirse yardım isteyelim.
Bunda utanılacak hiçbir şey yok.
Çünkü insan olmak zaten biraz da budur.
SON SÖZÜMÜZ DE ZÜMRÜT’E OLSUN!
O zaman Mevlânâ’nın o güzel sözünü günümüze uyarlayalım:
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Olmuyorsa?
Psikoloğa görün!
Hatta çok uzatmadan…
Psikolog Zümrüt’e görün!
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir Instagram filtresi değil, kendi hayatına dışarıdan bakabilmesini sağlayacak bir aynadır.
Ve unutmayalım:
İnsanların bizi nasıl gördüğünden daha önemlisi, bizim kendimizi nasıl gördüğümüzdür.
Gerçi…
Bunu da fazla kafaya takmayalım.
Çünkü fazla kafaya takarsak…
Zümrüt’ün randevu defterini doldururuz! ?
Şadi Baba’nın dediği gibi; belki de bizim ilk psikologlarımız gerçekten anne ve babalarımızdı.
Nur içinde yatsınlar.
Onlar bize sadece yaramazlık yaptığımızda ayar vermediler; sevmeyi, paylaşmayı, hayatı sevmeyi ve düştüğümüzde yeniden kalkmayı da öğrettiler.
Haydi kalın sağlıcakla…
Tabii ki Canlı Kocaeli’de!
Yorum yazarak Canlı Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.
Şimdi oturum açın, her yorumda isim ve e.posta yazma zahmetinden kurtulun. Oturum açmak için bir hesabınız yoksa, oluşturmak için buraya tıklayın.
Yorum yazarak Canlı Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.
(2)Davuter - Kalemine yüreğine sağlık Cemal başkan
A.akar - Kardeş yazılar biraz uzun olmuş insanlar uzun metinleri pek okumuyor
Yazılan yorumlardan Canlı Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Sitemizin Topluluk Kurallarına uymayan yorumlar yayınlanmaz. Yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.